Geçen sene bu zamanlar çok mutsuzdum. o kadar çok ağlıyordum ki her gün gözüm sürekli enfeksiyon kapıyordu. tabii bunda, o sırada yeni tanı konulan majör depresyonumun, birlikte olduğum insanın narsist abuselarının ve günden güne kötüleşen panik ataklarımın neden olduğu bağışıklık düşüklüğü de oldukça etkili. yemek yiyemiyor sürekli kilo veriyordum. bunun bir nedeni de yine birlikte olduğum kişinin bana "balık etli" demesiydi. kendimi o kadar işe yaramaz, şımarık, itici ve şişman (ve daha bir sürü şey) hissettirmişti ki abuserım, sürekli hastalanmamı da fiziksel olarak yetersiz bir insan olmama bağlıyordum. Kendisi sağolsun ordan burdan topladığı STDlerle beni hastanelik edip, yumurtalıklarımdan başlamak suretiyle tüm bedenimi (literally tüm bedenimi; yumurtalık, akciğer, karaciğer,böbrek ve kalp) enfekte edip, beni ölüme yaklaştırıp, bir hastane odasında yapayalzıken "kimse neyim var bilmiyor, vücudum sürekli şişiyor, sürekli ateşim var, he...
İnsanın kendinden dahi sıkılacak kadar sıkılgan olması patalojik midir sorusunun yanıtını terapistime sorduğumda nazik bir dille evet dedi. Her şey ama her şey, değişmeyip sabit kaldığında bana gelen lütfen şu an öleyim çünkü yaşayacak bir şey kalmadı hissiyle yaşamaya devam edeli almost 30 yıl oluyor. Geriye dönüp baktığımda yaşanacak yeni şeylerin karşıma çıkma frekansı düşse de varlığı konusunda şüphem yok. Amma ve lakin yaşlandıkça karşılaşılan yeni şeyler pozitif olmaktan çok negatif oluyor ve bu da benim 18 yaşında 29 yaşımdan daha zeki olduğum hipotezimi destekliyor. Çünkü 18 yaşımda bana kaç yaşına kadar yaşamak istiyorsun diye sorduklarında "35, çünkü ondan sonrası yokuş aşağı gibi duruyor" demiştim. 30uma yaklaştığım bu günlerde bunun çok yerinde bi tahmin olduğunu söyleyebilirim. Şu an 40 diyorum. Romantik ilişkiler için de, hayat nezdinde söylediklerimin benzerini söylüyordum eskiden. En sıkıntılı ve can yakan meselem her zaman romantik ilişkilerim olmuştu. Uzun...
nereye dönmek istiyorsun ki?
YanıtlaSil